Lieberry Island

you've just found me accidentally!

kitap açlığı..

yine çekiliş :D

hadi deneyin şansınızı..

ben denedim bile :)

bu konuda hiç doymayacağımı biliyorum..

Advertisements

yazmaya değen şeyler..

şimdi ben bunları buraya yazıyorum ya, bir daha unutmamak için.

kırgın, dargın, üzgün filan değilim aslında.

ama içimde bir boşluk oluştu.

çok değer verdiğim bir insanın hayatında minnacık bile bir yerim olmadığını öğrendim.

nasıl mı öğrendim?

içimde ne varsa hepsini döktüm.

suya yada kağıda değil, direk kendisine anlattım.

hiç içimi açan biri değilimdir aslında. ama bu iş arapsaçından öte bir boyuta ulaşmıştı.

bir nevi mecbur kaldım.

kafamdaki hayaletleri kovmak adına herşeyi ayağa kaldırdım bir anda.

aslında uzun zamandır planlıyordum.

ama zamanlamam harika oldu.

dönemsel bir işe girdim, bu yüzden ekstra kafayı yeme zamanım yok oldu.

olayın ince ayrıntılarını vermek istemiyorum.

zaten hepsini hafızama kazıdım.

tahmin ettiğim kadar rahatladım, belki de daha fazla.

ama yine de, biraz azaldım sanırım.

hayatta hep başıma gelen şey, burada da peşimi bırakmadı.

kimi karşılıksız sevdiysem, beni zerre kadar sallamadı.

kime ruh eşim dediysem (burda bunu demek zorundayım) ağzıma sıçtı.

sonra da hiç bir şey olmamış gibi tekrar girdi hayatıma olaylar soğuduktan sonra.

akıllandım mı?

sanırım hayır.

ama çok daha fazla temkinli olacağım bundan sonra.

kimseyi kendinizden çok sevmeyin.

nokta.

başımıza ne geldiyse..

.. hep okumaktan geldi bunu düşündünüz mü?

sinirlerim tepeme zıpladı sabah sabah!

haber şu.

sadece iki sayfa sonra da:

ne diyorum biliyor musunuz?

çocuklarınızı, özellikle kızları okutmayın.

bakın ne oluyor?

öğretmenler taciz ediyor!

tecavüz ediyor!

sonra ne oluyor biliyor musunuz?

“o çocuğu doğuracaksın” diyorlar.

nasıl bakacaksınız diye bir derdiniz olmayacak, devlet bakar!

ayrıca, çocuğa neden zarar verilsin ki, anne kendini öldürsün.

bunları söylediğim için kesinlikle bir feministim.

siz çocuğunuzu eve kapayın en iyisi.

eğer içine cin kaçarsa üfürükçüye götürün, zira doktorlar da pek sapık.

üfürükçü amca üfler, eller, çıkar o cin içinden.

sonra sakın latin alfabesiyle yazılmış kitaplar okutmayın, zira hepsi pornografik!

yazılmış olanı bile çevirmeyin, çevirirseniz sapıksınız, hapse atılırsınız.

gel de inan “cennet anaların ayakları altında”ymış.

misler gibi kokmak..

haydi gel benim ol :)

http://rendastyle.blogspot.com/2012/05/hediyecarolina-herrera-212-vip.html

evrenim..

sevgili evren,

sana bu satırları en içten halimle yazıyorum. inan bir art diyetim, en ufak bir samimiyetsizliğim yok.

bugün metrobüsle boğaz köprüsünü geçerken denize doğru baktım.

ben hayatımda istanbul kadar aşık olacağım sadece bir kişiye rastladım, onun da modası çoktan geçti. değil yangını, külü bile kalmadı geriye. sevdiklerim var elbet. ama istiyorum ki..

senden beni, benim istanbulu sevdiğim kadar, sevecek olan birine kavuşturmanı, üstelik benim de onu istanbul gibi sevmemi sağlamanı istiyorum.

kızayım, küseyim ama hep geri döneyim ona.

o da aynı şekilde.

huzurumuz da olsun, kaosumuz da..

ne kavgamız bitsin, ne sevdamız.

işte öyle bir şey ayarla bana be evren..

çok istiyorum. valla bak.

ah etmek.

hiç sevmem ah etmeyi.

etmemek için elimden geleni yaparım.

kimsenin bir suçu yokken neye ah edilir?

bir şeyler konuşmaya ihtiyacım var. beni dinleyen birine.

ne konuşacağımı bilmiyorum.

ama durmadan saatlerce konuşmak istiyorum.

yada susarak oturmak saatlerce.

uzaklara bakmak.

ama en çok ağlamak istiyorum.

çünkü bir nevi felç geçirdiğime inanıyorum.

durumum; “ingilizce biliyorum ama konuşamıyorum” kadar vahim.

hissediyorum, anlatamıyorum.

ama kimseye.

eksik kalıyor dediklerim, bir bir dökesim var içimdeki taşları.

ama nereye?

kime?

çünkü anlattığımda üzüyorum insanları. psikopatlığıma vermelerini, geçiştirmelerini istiyorum.

olmuyor tabi. kırıyorum. üzüyorum.

ah etseniz haklısınız.

ağır geliyorum kendime.

yorgunum.

omuzlarım artık eskisi kadar dik değil sanırım.

ve ben, neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirlemenin, sadece anlık ruh halleriyle alınmış kararlar toplamı olduğunu anladım.

bu durum, genel geçerde zaten kararsız olan beni, iyice sabitledi yerime.

sadece zamanın geçmesini bekliyorum, nereye gittiğini bilmeden.

sana bu şarkıyı armağan ediyorum.

tanıştığımız güne lanet olsun demek istiyorum bazen, ama içim el vermiyor.

her şey çok farklı olurdu o zaman biliyorum.

bekliyorum.

neyi beklediğimi bilmeden..

 

içimdeki boşluk nasıl dolacak çok merak ediyorum.

ye ye ye…

bir beşiktaşlı olarak, galatasaray’ın şampiyon olacağını biliyordum.

zaten fener’den pek hazzetmem ne yalan söyleyeyim.

tebrik eder, kendi olayıma dönerim..

bugün 4 kişi resmen yemek üzerine kurulmuş bir buluşma yaşadık!

hiç bu kadar yememiştim..

önce taksimde bir şeyler atıştırdık.

sonra tophane’de nargile içmeye karar verip, o tarafa giderken tünelin orda bulunan muhteşem italyan dondurmacısından dondurmamızı yedik..

orman meyveliyi mutlaka denemelisiniz! o kadar hafifki, yediğinizden şüpheye düşeceksiniz. ayrıca tarçın seviyorsanız, tarçınlı resmen kurabiye gibi.. fıstıklı da zira öyle.. hepsi çok güzeldi!!!

nargilemizi içerken kahveler geldi, tavla keyfi yaptık.

sonra döndük namlı’ya, sanki hiç bir şey yememişiz gibi yemek yedik, üstüne bir de güllüoğlu’na dönüp tatlı yedik.

çatlamak üzereyim ama hala aklım dolaptaki jelibonlarda!

güzel bir gün oldu, bu kadarını beklemiyordum..

yarın anneler günü, tabii ki ananeme gidiyoruz :)

sonuçta en büyük anne o..

acaba bende bir gün anne olabilecek miyim?

pek gönüllü değilim ama, sanki olabilitesi varmış gibi.

çok yedim, herhalde beynime gitmiyor kan, bu yüzden bu düşünceler!!!