Lieberry Island

you've just found me accidentally!

Archive for Kulak pası silmece

bir adam sevdim..

.. çok tanıdıktı.

tüm bildiklerimi, hiç bilmediklerimle harmanlamıştı.

lise sondayım.

her daim aşık geziyorum. sürekli bir bunalım, hep aşk acısı vs.

dostumdan bir kaset aldım.

fikret kızılok.

ilk o zaman duydum onu.

dinledim.

dinledim.

sorsanız belki başka bir şey sayamam..

ama bir şarkı vardı, hala dinledikçe gözlerim dolar, söyleyeyim desem sesim titrer, boğazım düğüm olur.

şu an tam ağlama modundayım.

oysaki çok uzun zamandır ağlama problemi çekiyorum.

duygularımı öylesine bastırmışım ki, bırakın göstermeyi, hissetmeyi ve yaşamayı bile unutmuşum.

ama hep söylerim; her şeyin bir kırılma noktası vardır.

bu adam bu gece kırdı beni.

kırmak az kalır heralde.

paramparça oldum.

çok korkuyorum.

olur ya, bilmek istersin..

evrenim..

sevgili evren,

sana bu satırları en içten halimle yazıyorum. inan bir art diyetim, en ufak bir samimiyetsizliğim yok.

bugün metrobüsle boğaz köprüsünü geçerken denize doğru baktım.

ben hayatımda istanbul kadar aşık olacağım sadece bir kişiye rastladım, onun da modası çoktan geçti. değil yangını, külü bile kalmadı geriye. sevdiklerim var elbet. ama istiyorum ki..

senden beni, benim istanbulu sevdiğim kadar, sevecek olan birine kavuşturmanı, üstelik benim de onu istanbul gibi sevmemi sağlamanı istiyorum.

kızayım, küseyim ama hep geri döneyim ona.

o da aynı şekilde.

huzurumuz da olsun, kaosumuz da..

ne kavgamız bitsin, ne sevdamız.

işte öyle bir şey ayarla bana be evren..

çok istiyorum. valla bak.

ah etmek.

hiç sevmem ah etmeyi.

etmemek için elimden geleni yaparım.

kimsenin bir suçu yokken neye ah edilir?

bir şeyler konuşmaya ihtiyacım var. beni dinleyen birine.

ne konuşacağımı bilmiyorum.

ama durmadan saatlerce konuşmak istiyorum.

yada susarak oturmak saatlerce.

uzaklara bakmak.

ama en çok ağlamak istiyorum.

çünkü bir nevi felç geçirdiğime inanıyorum.

durumum; “ingilizce biliyorum ama konuşamıyorum” kadar vahim.

hissediyorum, anlatamıyorum.

ama kimseye.

eksik kalıyor dediklerim, bir bir dökesim var içimdeki taşları.

ama nereye?

kime?

çünkü anlattığımda üzüyorum insanları. psikopatlığıma vermelerini, geçiştirmelerini istiyorum.

olmuyor tabi. kırıyorum. üzüyorum.

ah etseniz haklısınız.

ağır geliyorum kendime.

yorgunum.

omuzlarım artık eskisi kadar dik değil sanırım.

ve ben, neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirlemenin, sadece anlık ruh halleriyle alınmış kararlar toplamı olduğunu anladım.

bu durum, genel geçerde zaten kararsız olan beni, iyice sabitledi yerime.

sadece zamanın geçmesini bekliyorum, nereye gittiğini bilmeden.

sana bu şarkıyı armağan ediyorum.

tanıştığımız güne lanet olsun demek istiyorum bazen, ama içim el vermiyor.

her şey çok farklı olurdu o zaman biliyorum.

bekliyorum.

neyi beklediğimi bilmeden..

 

içimdeki boşluk nasıl dolacak çok merak ediyorum.

nereden nereye…

haliyet-i ruhiyem mükemmele yakın :)

hatta kendi kendime gülüyor, gülümsüyor, sevgi pıtırcıklığı yapıyorum.

az önce “neşe saçıyorum” cümlesini kurdum kendim için. sonra da aklıma bu şarkı geldi. çok güzeldir. her ne kadar ruhuma uymasa da dinlemekten kendimi alamadım.

gelelim fasulyenin faydalarına..

bu hafta verimli oldu benim için, verimli ve mutluluk verici.

bu bahar da nisan 1 şakası yaptı resmen, uçuyoruz burda!

bir sürü kumaş aldım. bir tanesi matruşkalı :) bayıldım ona, yalnız biraz yön problemi var.. onu çözünce kendisi işleme girecek..

iki çanta daha yaptım. biri makyaj çantası olarak kullanılması beklenen kot çanta, ki kaynak burası. uygun renkte fermuar olmadığından fermuarını bekliyor.  ayrıca kaynaktaki gibi düzgün de olmadı, ama yapabildim :D yani, yamuk olsun benim olsun gibi bir kafada olduğumdan, kendime ‘aferin’ dedim :)

diğeriyse daha önce yaptığım güzelim keçe martının uygun yeri bulmasıyla oluşan bir çanta oldu. o da sapını bekliyor..

hepsinin bir şey beklemesi, tesadüf olamaz herhalde.

“bekliyorum.

öyle bir havada gel ki,

vazgeçmek mümkün olmasın.”  der bir garip Orhan Veli

onun dışında tabii benim de beklediklerim vardı.

hala var, kavuştuklarımın yanında :)

işte kavuştuklarım;

evet, bunlar sözünü ettiğim film festivalinin biletleri.

dün itibariyle başlayan festivalde 11 film görmeyi planlıyorum.

açılışı dün Atlas’ta ‘Baskın’la yaptık.

ben öyle vurdulu kırdılı filmleri sevmezdim, ama bu iyi geldi.

‘romantik romantik nereye kadar!’ diyen bünyenin çığlığını bastırdık sanırım bu filmle :)

yarın ve sonrasında göreceğim filmler sırasıyla,

aşk perisi, mavi kod, denizcinin üç altını, kaybolan kedi, kahraman, masumiyet, bok çukurundaki kadın, ölüm listesi, parlayan hançerler ve kendi kanım olacak.

14 nisan cumartesi son noktayı koyacağım festivalden memnun kalacağıma eminim.

başka bir derdim yok valla :)

memnunum herşeyden..

bahar da gelecek işalla bu hafta temelli..

bir foto turu ayarlamam lazım ama bir türlü güzel güneşli ve arkadaşlı bir gün kombinasyonunu tutturamıyorum.

fenerbahçe ve adalar sefası yapılıp, şöyle şık bir fotoğraf seansı gerçekleştirilmeden bendeki bahar gelebilemez.

kendinize iyi davranın..

 

aşık oldum!

birine aşık olsam bağırmam genelde, o yüzden başlığı hemen açıklayalım.

işte buna aşık oldum..

bu görmüş olduğunuz bir kartpostal!!!

hem de tahta!

 

taa tayvan’dan canım suri’m göndermiş bana..

kendisi postcrossing aracılığıyla tanıdığım muhteşem insan!

en güzel kartpostallar ondan gelenler, o yüzden ona bir şey gönderirken çok dikkatli davranmam gerekiyor. bizde de ne yazık ki kartpostal kültürü çok kalmamış. sadece bebek, hayvan ve manzaralardan oluşan kartpostallar var. yine de güzel kartpostalları olan yerler var, mesela liman. mesela kağıthane.

bugün elime ulaştı, deli gibi sevindim!

deliler farklı sevinirmiş gibi.

birde dün kendime keçe çanta yaptım. netten model toplayıp toplayıp, az biraz modifiyeyle çanta yapmak tam benim kafa..

bu da benim çantam;

bugün bir çanta projesine daha imza atmayı düşünüyorum..

çok enerjik ve mutluyum.

yarın kızlarımla faslı muhabbet yapacağız.

festival bileti almak için biletix’e gerek kalmadı arkadaşım beni müthiş mutlu eden ve rahatlatan bir teklifle bize de bilet almayı önerdi.

mutlu ve huzurlu ruh halim tavan yapmış durumda.

size bu şarkıyı armağan ediyorum..

kendinize iyi bakın, mutlu olun, çokça gülün.

yorumsuz

bu şarkıyı duydum..

gidip sakızı aldım.

“bakalım aşk neymiş?” dedim.

demez olaydım!

hele bir dene o kadar kesmeyi!

bak n’oluyor sonu bu aşkın..

durup dururken bu şarkı takıldı dilime.

şimdi de kendimi durduramıyorum, “neden” diye soruyorum..

göklere gerçekten her gece yalvaran ben miyim?

peki ya dertlerim?

dileklerim?

ay varmış, yıldız kaymış ne çıkar..

o olmayınca hepsi boş.

———————————————————–

güneşin alevden saçları
aşınca karşıki tepeden
gölgeler sarar yamaçları
ürkerim gelecek geceden

teselli etmiyor gönlümü
ne yıldız ne de ay bu gece
beklerim hasretle günümü
yalvarıp göklere her gece

bütün dertler beni bekler
yatağımın başucunda
esir kalır hep dilekler
kaderimin avucunda